Zulmün ve Acının Ayyuka Çıktığı Katliam: Halepçe

Bugün insanın hatırlarken utandığı, tüylerinin diken diken olduğu Halepçe Katliamı’nın 29. yılı.

O korkutucu günün ardından Halepçe’ye giden ve fotoğraflarıyla bu vahşeti tüm dünyaya duyuran Gazeteci Ramazan Öztürk, gözleriyle gördüklerini şöyle anlatıyordu: “Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Küçücük bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine… Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı. Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak, kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü…”

Evet, acının ve zulmün ayyuka çıktığı yerin adıdır Halepçe. Ortadoğu’nun Hiroşima’sı, binlerce insanı Şeyhan bölgesinde dar bir vadide yakalamıştı. Burada sadece 10 dakika içinde on binlerce insan üst üste yığılarak korkunç bir şekilde öldürüldü.

Kürt edebiyatçı Eyaz Yusuf şunları yazmıştı:

“Me goti Hitleri miriy, care şin na bitın. Me nızani de kure wi Bexda mezin bitin…”

(Hitler’in öldüğünü, yeşermeyeceğini zannettik/Oğlunun Bağdat’ta büyüdüğünü bilemezdik)

Evet, Saddam’ın soykırım politikası Hitler faşistini aratmamıştı gerçekten. On binlerce insan vahşice, canice, akıl almaz bir şekilde katledildi. Üstlerine, evlerine, sokaklarına yağmur gibi ölüm yağdırıldı. Elma koktuğu söylenen zehirli bir gazla hayatını kaybettiler. Binlerce köy, ev, okul, camii, kilise yerle yeksan oldu.

Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli ‘The Sydney Morning Herald’ gazetesinde yayımlanan ‘Experiment in Evil’ başlıklı makalesinde, Halepçe’de özürlü doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki’nin 4-5 katı olduğunu söylemişti. Bunu da unutmayalım, burada dursun.

Ve katliamdan evinin altındaki sığınıkta kalarak kurtulan kadın şu cümleleri kurmuştu “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.” 

Dehşet verici cümleler. Ölüm gibi detaylar. Ayrı bir dünyayı betimleyen sözler bunlar. Kullanılan ifadeler dahi tüyler ürpertici.

Saddam Hüseyin rejiminden sonra 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi Halepçe Katliamı’nı  “Soykırım” olarak kabul etti. Daha sonra Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi katliam ve soykırım olarak tanıdı. Türkiye’de ise Halepçe katliamının TBMM tarafından soykırım olarak karar altına alınması amacıyla kanun teklifleri veriliyor ama halen bir netlik kazanmış değil.

Acı her yerde aynıdır. Zulüm her yerde aynıdır. “20. yüzyılın son çeyreğinde 1994’te Ruanda’da Ruandalılara, 1995’te Srebrenitsa’da Boşnaklara, 1992’de Hocalı’da Azerilere ve 1988’de Halepçe’de Kürtlere yönelik tüm katliamlar aynı şeyi anlatır ve insanlığın ortak acılarıdır. Bu tür katliamların bir daha yaşanmaması amacıyla öncelikle devletler tarafından bu katliamların kabul edilmesi gerekiyor. Sonrasında ise dünyanın her tarafında anmaların gerçekleştirilerek yeni nesillerin bu tür acılardan ibretler alması sağlanarak en kötü barışın en iyi savaştan daha iyi olduğu bilinci kazandırılmalıdır.”

Ömer Faruk Daşdemir

Bunları da beğenebilirsin
Yandex.Metrica