Biz de Varız

Evladım kesme şu gazeteleri artık. Her yer mürekkep oldu diye çıkışırdı annem. Beğendiğim haberleri ve bilhassa köşe yazılarını kesip biriktirmek en büyük hatta belki tek zevkimdi. Üniversite sınavı için, yarış atı misali test çözmekten başka bir faaliyetimin olmadığı bir dönemde, nasıl bir iştiha ile gazete okuyup, köşe yazısı arşivlediğimi ve bunun bana verdiği zevki kelimelerle tarif etmem mümkün değil. İnternetin, internet kafelerden müteşekkil olduğunu zannettiğimiz 2000’li yılların başlarından bahsediyorum. Çerez niyetine gündemi iki dakikada özetleyen internet sitelerine maruz kalmadığımız günlerdi. Gazeteye para verdiğimiz ve ilan sayfaları dışında her şeyini hatmettiğimiz günlerdi. Gazeteyi elimize alıp, mürekkeplerini halıya bulaştırıp annelerimizden azar işittiğimiz günlerdi. Yanlış anlaşılmasın; hey gidi günler kolaycılığına kaçıp internet gazeteciliğinden bıkmış ve basılmış eser özlemi çeken bir adamın serzenişlerini konu alan bir metin karalamak değil niyetim. Aksine basının ister yazılı ister görsel olsun, ne derece ehemmiyetli bir vazife ifa ettiğini, kendi tecrübelerime dayanarak dilimin döndüğü kadarıyla aktarmak istiyorum:

Sayısal bölüm lise son sınıf öğrencisi iken, ’benim ne işim var fen sınıfında’ dememe ve hayatımı değiştiren adımı atmama neden olan şey basın.

Nasıl mı?

Önce ‘367 krizi ’ adında bir manşet atıldı. Dere geçilirken kural değiştirilmişti. Hayır kural değildi aslında değişen. On yıllardır aynı şekilde yorumlanan anayasa metni, muktedirlerin talebi üzerine farklı yorumlanacak ve ‘sıkmabaşlar’ ve onların temsilcileri reisi cumhur koltuğuna  oturtulmayacaktı. İktidar olmakla muktedir olmanın eşdeğer olmadığını anlayacaktık o vakit. Çevre-merkez olma yolunda ilerlerken; ayaklar baş olmazcılar, savaş baltalarını çoktan bilemeye başlamışlardı bile. Aynı yıl ‘gecekonduda el bombaları’  manşeti atıldı ve  Ergenekon-Balyoz teranesi 10 yıl sürecekti. Sonra ‘411 el kaosa kalktı’ manşetini gördü bu gözler. Basının amiral gemisi diye tabir edilen yayın organı lütuf buyurmuştu. Aynı yıl iktidar partisi kapatılmalı şeklinde ortak paydada buluştu 3.ve 4. Kuvvet. Tüm bu olanları izlerken dünyayı dört işlemden ibaret görüp, gece gündüz test çözmeyi kaldıramamıştı bu bünye. Neden bilmiyorum, bencilce bir çaba  gibi geliyordu, böyle bir atmosferde sosyal bilimlere sırtını dönmek. Ve karar vermiştim; Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğünü egemen kılmak için mücadele edenlerin safında yer alacak ve hukuk okuyacaktım. Her ne kadar bugün geldiğimiz nokta itibariyle hukukun üstünlüğünü egemen kılabildiğimizi iddia edemesek de, şüphesiz bu amaç uğruna nefer olacak hukukçulara ne kadar ihtiyaç varsa, en az onlar kadar mesleğini layıkı vechiyle ifa eden gazetecilere de ihtiyaç olduğunu anladım bu süreçte. Bu nedenle ilk yazımı, 4. Kuvvet olarak nitelendirilen Basın hakkında kaleme almaya  karar verdim.  

Ararat  Ajans, haberin başladığı yer sloganıyla yayın hayatına başlıyor. Şüphesiz girdiği bu yol meşakkatlerle dolu. Hemen her yayın organı, basın ilkelerine uygun hareket edeceği sloganıyla yola çıkar ancak pek azı bunu başarabilir. Bunu başarabilenlerden de pek azı ayakta kalabilmiştir. Halkı etkileme ve karar alma mercii ve mekanizmalarına  doğrudan müdahale etme gücünü elinde bulunduran ve kimilerine göre 4. Kuvvet, benim de içerisinde bulunduğum kesime göre ise 1. Kuvvet konumunda olan basını, kimsenin kendi haline bırakmayacağı gerçeğini baştan kabullenirsek, çetrefilli yollarda ilerlerken  karşılaşılan güçlükleri suhuletle bertaraf edebiliriz.

Ancak hakkın sesi olmak ve her koşulda  dik durabilmek düsturuyla yola çıkan bir yayın organının her şeyden önce üslubuna dikkat etmesi ve başta basın kanunu olmak üzere ilgili mevzuata aykırı yayın yapmaktan içtinap etmeyi görev bilmesi elzemdir. Nitekim, kamuoyunda korkusuz oldukları iddiasıyla sağa sola küfretmeyi meziyet bilen, farklı ideolojilerin tetikçiliğini yapan gazete adı verilmiş paçavralara fazlasıyla maruz kaldığımız aşikardır. Eleştirilerimiz belki sert olacak ve ihtimal çok can incinecek ancak asla,hiç kimsenin tetikçiliğini yapmayacak ve sadece halkın ve hakkın sesini duyurmak için klavye mücahitliği (!) yapacağız. Boynuna sarı basın kartlarını asıp, kalemlerinden mürekkep yerine kan ve irin saçan,tehdit ve şantajla menfaat temin etmeyi görev bilenlerden olmayacağız.Şüphesiz bu yazı bir manifestodan müteşekkil değildir.Ancak duruşumuzu sergilemesi açısından da ehemmiyet arzetmektedir.

Böyle uzun bir girizgahın ardından,10 yılı aşkın süre boyunca derleyip topladığım 3000 sayfalık köşe yazısı ve haber arşivime ne olduğunu belki merak edersiniz. Bir gece ansızın evime giren davetsiz bir misafir,değerli pek bir şey  bulamamış olacak ki , arşivimi hınçla yok etmeyi kendisine vazife eylemiş. O an itibariyle ben yayın arşivciliğinden emekli olurken, annem de halıdaki mürekkep lekelerinden kurtuldu ve hırsıza epey bir dua eyledi. Kim bilir belki de hırsızın mağfiretine sebep olacak kadar içtendi anamın duaları. Ben ise internet haberciliğinin değerini o an itibariyle anladığımı itiraf etmeliyim. Emeklerimiz zayi  olsa da,mücadele ruhumuzun, en değerli varlığımız olduğunun bilincine sahip olarak biz de varız diyor ve yola çıkıyoruz. Allah utandırmasın.      

   Av. Muhammed Derviş METE                                                                              

Bunları da beğenebilirsin
Yandex.Metrica